Beynin Duyarlı Dönemleri, Nöroplastisite, Konuşma ve İşaret Dili
Güncelleme tarihi: 6 Haz 2019

Bebekler inanılmaz öğrenme makineleridir. Ancak bebekler başlarına gelen her şeyi içlerine çekmeye hazır süngerler değildir. Dünyaya belirli gelişim dönemlerinde belli deneyimleri arayacak şekilde hazırlanmış beyinlerle gelirler.
Bebekler dil öğrenmeye konuşmadan çok daha önce başlar. Doğuştan itibaren, hatta işitme duyusunun işlev kazandığı hamileliğin son 3 aylık döneminden itibaren dikkatlerini konuşmalar üzerine odaklarlar. Diğer kadınların sesleri yerine kendi annelerini sesini, diğer diller yerine kendi dillerini ve aynı akustik özelliklere sahip sesler yerine konuşma seslerini tercih ederler.

Yaşamın ilk yıllarından itibaren bebekler dilin ritimlerini, seslerini, sözcük yapılarını ve dil bilgisini öğrenerek anadilinde bir uzman haline getirecek muazzam miktarda bilgiyi özümserler. Konuşma konusunda deneyim kazandıkça, bebek kendi dilinin sesleri üzerinde uzmanlaşmaya başlar. 6 aylık veya 10 aylık olduğunda kendi ana dilinin fonemlerini tanıma konusunda daha iyi, diğer dilleri tanıma konusunda daha kötü hale gelir. Dil deneyimi, bebeklerin hangi sesleri hangi sınıflara ayıracağını belirler. Hangi seslerin anlamlı olduğuna ve hangilerinin göz ardı edilmesi gerektiğine karar verir. Bebekler üzerinde yapılan araştırmalar bebeklerin ana dillerindeki sesler arasındaki farkları algılayabiliyorken, yabancı dildeki yakın sesleri ayırt edemediklerini gösteriyor. Beynin bu şekilde uzmanlaşması gelecekteki dil gelişimi için önemlidir. Yedi buçuk aylıkken beyinleri ana dillerindeki sesleri ayırt eden bebeklerin dil gelişimi, tüm sesleri eşit derecede ayırt ederek daha az olgunlaşmış bir yapı sergileyen bebeklere oranla daha erken olur. Ana dillerindeki sesleri daha iyi ayırt eden bebekler, sözcükleri daha hızlı öğrenir, 24 aylıkken daha fazla sözcük kullanılır, daha karmaşık cümleler kurar ve 30 aylıkken daha uzun ifadelerle konuşurlar. Dolayısıyla bebekler henüz konuşmuyor görünseler bile konuşma şekillerini özümsüyorlardır.
Bebeklerin hangi sesleri öğrenmeleri gerektiğini anlamak için kullandıkları ipuçlarından biri sosyal etkileşimdir. İnsanlarla iyi iletişim kuramayan ve bebek dilinin seslerini tercih etmeyen otistik çocukların dil öğrenme konusunda zorluk çekmenin nedenlerinden biri sosyal etkileşimi tercih etmemeleri olabilir.

Bebeğin konuşmaya başlama zamanı beynin hareketi kontrol eden bölgelerinin olgunlaşmasına bağlıdır. Anlaşılabilir sesler çıkarmak için çok hassas kontrolü ve tabii çok fazla pratik gerekir. Bebekler ilk olarak 2. ay civarında en kolay konuşma sesleri olan ünlü sesleri çıkararak konuşma girişiminde bulunur. 5. ay civarında agulamaya başladıklarında bazı ünsüz sesler bunları takip eder. Bu ilk agulamalar ana dilleri ne olursa olsun tüm bebeklerde aynıdır. 1. yılın sonlarında bu seslere dile özgü fonemler eklenmeye başlar.
Sözcüklerin öğrenilmesi de yine bebeklerin ilk sözcükleri söylemelerinden çok önce başlar. 6 aylık bebekler kendi adlarını bilir ve anne veya baba dendiğinde onların fotoğraflarına bakarlar. Bebekler bir dizi anlamsız hece dinlediklerinde yaygın olarak bir araya gelenleri algılayıp sözcükleri tanıyabilirler. Bu yeteneklerini sözcüklerin ara vermeksizin arka arkaya söylendiği normal konuşmalarda sözcükleri tanımak için kullanırlar. Daha sonra beyinleri ana dillerinin dilbilgisi kurallarını oluşturan sözcük yapılarını ve düzenlerini öğrenir. 9 aylık olduklarında tanıdık ve tanıdık olmayan sözcüklerin olaya ilişkin potansiyelleri belirgin ölçüde farklılaşmıştır. Bir buçuk yaşına geldiklerinde bu potansiyeller çocuğun anlamını bildiği veya bilmediği sözcüklere göre farklılık gösterir. Bebeklerin beyinleri uydurma sözcüklere de, anadilindeki hece vurgu kurallarına uyup uymamalarına bağlı olarak farklı tepki verir. Bebeklerin hangi ses gruplarının sözcük olduğunu algılamak için kullandıkları bir başka araç ise vurgulardır.

2. yıllarında çocuklar daha çok sözcük öğrenip de çoğunu söyleyebilir hale gelince, ayı ve arı gibi benzer sözcükleri daha iyi ayırt etmeye başlarlar. 14 aylık bebekler ismi yanlış telaffuz edilse bile bakışlarını o nesneye doğru çevirir. Bu da bilinen sözcüklerin seslerinin beyinlerinde henüz tam kesinlikle temsil edilmediğini gösterir. Benzer bir şekilde, beyin bu yaşta tanıdığı sözcükler ve onlara benzeyen saçma sözcükler arasındaki fark ayırt edemez. Bu durum 20 ay civarında değişir. Sözcüklerin ve seslerin öğrenilmesi arasındaki ilişki çift yönlüdür: Seslerin öğrenilmesi sözcüklerin öğrenilmesini kolaylaştırır, daha fazla sözcük öğrenilmesi sesleri ayırt etme yeteneğini geliştirir

Cümleler dil öğrenmenin karmaşıklığına bir katman daha ekler. Çocuklar cümleleri ve bağlaçları konuşma içinde kullanmalarından önce anlamaya başlarlar. Bir cümleyi anlayabilmek için sadece tek tek sözcüklerin anlamını bilmek (anlamsal bilgi) yeterli değildir, aynı zamanda bu sözcüklerin cümle içinde birbiriyle nasıl bir ilişki içinde olduklarını da sözdizimsel bilgiyi de bilmek gerekir. Beyin bu iki tip bilgiyi işleme tabi tutar.
Hayatın erken dönemlerinde deneyimlerin beyin üzerinde ciddi ya da kalıcı etkiler yarattığı zaman dilimine gelişimin duyarlı dönemleri adı verilir. Bir dili yetişkinlik zamanlarında öğrenen kişilerin muhtemelen aksanla konuşacak olması gelişimin duyarlı dönemleri ile ilgilidir. Elbette insanlar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde de öğrenebilirler ama bazı şeyler daha yüzeysel ya da daha farklı bir şekilde öğrenilecektir.

Bazı açılardan duyarlı dönemler bir ev inşa etmeye benzer. Bir ev inşa ederken yatak odanızı nasıl yerleştirmek istediğinize karar verirsiniz. İnşaat bittikten sonra değişiklik yapmak çok daha zordur. Benzer bir şekilde beyinlerin üzerine inşa edildiği mekanizmalar da, bazı değişikliklerin hayatın erken yaşlarında yapılmasına çok daha kolay izin verirler . Öğrenme, duyarlı dönemlerde çok daha kolay olmasına rağmen çoğunlukla daha sonraları da gerçekleşebilir. Bazı insanlar ikinci dillerini, o lisanı ana dili olarak konuşanlardan ayırt edilemeyecek kadar ilerletmeyi başarmıştır. Ancak yetişkinlikte öğrenilen lisan ne kadar akıcı konuşuluyor olursa olsun, beyin görüntülemeleri bu iki farklı lisan işitildiğinde beynin birbirine yakın ancak farklı bölgelerinin aktif hale geldiğini göstermiştir. Yani çocuklar sadece yeni bir dil öğrenmede yetişkinlere göre başarılı olmakla kalmaz, aynı zamanda pek çok farklı lisanı desteklemek için beyinlerinin tek bir bölgesini kullanırlar.

Neredeyse bütün çocuklar hayatlarının erken dönemlerinde bir lisanla karşı karşıya kalıyorlar. Sağır çocuklar ise hayatın normal akışı içinde lisanı geç bir dönemde öğrenirler ve bu nedenle de sağır çocuklar üzerinde yürütülen birçok araştırma vardır. Sağır çocuklar neredeyse her zaman işiten anne babaların çocukları olarak doğar ve bazıları da işaret dilini okula gitmeye başlayıncaya kadar öğrenmez. Bazıları ise, ergenlik dönemine ya da daha ileriki yaşlarda de işaret dili bilen birileri ile karşılaşmayabilir. Bu dili öğrendiklerinde de, seslerden ziyade el işaretini kullanırlar. Jestlerle ifade ediliyor olmasına karşın, işaret dili konuşma dili ile kolayca kıyaslanabilir bir yapıya sahiptir. İşaret dilinde de dil bilgisi vardır. Örneğin Amerikan İşaret Dili konuşulan İngilizce’ye değil, Navajo’ ya yakın bir dil bilgisine sahiptir. Nasıl ki pek çok farklı konuşma dili varsa pek çok farklı işaret dili de vardır. İngiltere'den gelen bir sağırın Amerikalı bir sağır ile iletişim kurması asla mümkün değildir. 2 ülke aynı konuşma dilini kullanıyor olsa da bu iki kişinin aralarında bir iletişim kurabilmeleri için ikisinden birinin diğerinin işaret dilini öğrenmesi gerekecektir.

İşaret ve konuşma dilleri benzer beyin mekanizmaları kullanır. Her ikisi de, insanların %97'sinde beynin sol yarım küresinde bulunan lisan bölgeleri tarafından düzenlenir. Beyin korteksinin frontal lobunda yer alan Broca alanı lisanın konuşulması ile ilgili işlevlerden, temporal lobdaki Wernicke alanı da lisanın anlaşılmasından sorumludur. işaret dillerinin de duygusal bir tonu, bir ritmi vardır. Beynin sağ yarım küresinin Broca ve Wernicke alanlarına karşılık gelen bölgelerinde üretilir. Her iki tip dil de benzer dilbilgisi kurallarına tabidir. Hatta işaret dilini çok iyi bilmeyenler sürekli olarak parmak ve el şekillerini bir parça yanlış yaptıkları bir tür aksana bile sahiptir. İşaret dilini küçükken öğrenen çocuklar daha sonradan öğrenen çocuklara kıyasla dile daha hakim olur. 7 ya da 8 yaşına dek çocuklar dikkat değer sorunlarla karşılaşmadan ek lisanlar öğrenebilir; ister konuşma dilleri, ister işaret dilleri olsun. 12 yaşından sonra öğrenen çocuklar ise, işaret dilini neredeyse hiçbir zaman akıcı bir şekilde kullanamayacaklardır; genellikle zayıf bir dil bilgisine, ayrıca aksana sahip olurlar. Bu yaşlar arasında, çocukların işaret dilini ne kadar iyi öğrendikleri ilgili pek çok bireysel farklılık görülür.

Farklı lisan yeteneklerinin esnekliğini kaybettiği yaş aralıkları, duyarlı dönemlerle ilgili bir başka hassas noktayı göz önüne sermektedir: Bu dönemlerin zamanlaması değişik öğrenme tipleri için farklıdır. Bir dilin seslerini öğrenmeye ayrılmış zaman dilimi , dil bilgisi öğrenmeye ayrılmış zaman diliminden daha önce ortaya çıkar. Benzer bir şekilde hareketi görme yeteneği de nesneleri görme yeteneğinden daha önce gelişir. Yani tek ve uzun süren bir duyarlı dönem değil, belirli öğrenme tiplerine özel duyarlı dönemler vardır.

Bazı solaklar hariç hemen hemen hepimizde dil konusunda baskın olan taraf beynimizin sol yarım küresidir. Beynin sağ yarım küresindeki benzer bölgeler ise konuşmanın duygusal içeriği hakkında bilgi veren ton ve ritim yani prozodi ile ilgilidir. Dil becerilerinin beynin iki yarısına paylaştırılmış olması, daha duyular etkin hale gelmemişken genler tarafından belirlenen temel bir özelliktir. Bunu, bu durumun henüz 2-3 aylıkken ortaya çıkmasından ve sağır bebeklerde bile görülmesinden anlıyoruz. Eğer baskın konuşma bölgeleri çocuklukta özellikle de 5 yaşından önce hasar görürse işlevlerini beynin diğer yarısı üstlenebilir ve konuşma becerileri nispeten normal kalır. Eğer aynı hasar ergenlikten sonra meydana gelirse iletişim becerileri ciddi şekilde zarar görür.
Dil öğrenmek için en az 2 duyarlı dönem vardır. Yaşamın ilk 1 veya 2 yılında bebeğin beyninin kendi ana dilinin sesleri konusunda uzmanlaştığı, fonemler için olan duyarlı dönem, ikincisi dil bilgisi öğrenmek için olan duyarlı dönem. Çocukların söz dizimi kurallarını öğrenme yeteneği 8 yaşından sonra giderek azalır dil öğrenme konusunda yetişkinler çocuklar kadar iyi değildir.
Eğer çocuklar yeterince erken yaşta iki dile birden maruz kalırlarsa birden fazla anadili öğrenebilirler. İkinci bir dil öğrenmek beyni de değiştirir. Sol alt paryetal korteksteki bir bölge, birden fazla dil konuşanlarda daha büyük olur. İkinci dili küçükken öğrenenlerde veya akıcı konuşanlarda ise en büyüktür.

Yaşamlarının ilk 2 yılında anne babaları ile etkileşimleri sırasında daha fazla sözcük duyan çocuklar dili daha hızlı öğrenir. Ev ortamlarındaki bu farklar sosyo-ekonomik sınıf farkları ile ilişkilidir. Yapılan bir çalışmaya göre çocukların bir saatte duydukları sözcük sayısı en fakir ailelerde 600, mavi yakalı ailelerde 1200, beyaz yakalı ailelerde 1800’ dür. Çocukların dil ortamlarındaki bu büyük farklar sonraki dil gelişimleri ve IQ puanları ile korelasyon gösteriyor. Gerçi sözel becerileri yüksek anne-babaları yine sözel becerileri yüksek çocuklar yetiştirdiği bulgusu kısmen genetik faktörlere veya beyaz yakalı bir ailede büyümenin getirdiği diğer avantajlara bağlı olması da mümkündür.

Sonraki çalışmalar bebeğiniz henüz konuşmaya başlamadan önce bile seslerine hemen tepki vererek ve karşılıklı konuşur gibi davranarak çocuklarınızın dil becerilerini arttırabileceğinizi göstermiştir. Bebeğin iletişim gayretine bir sözcük veya bir dokunuşla yanıt verildiğinde bu becerileri geliştirmek için gösterdiği çabalar teşvik edilmiş olur. Dolayısıyla bu bebeğin dil becerilerinin gelişmesini sağlar.

Bilimciler duyarlı dönemlerin biyolojisi hakkında bilgi edinmek amacıyla dikkatlerini diğer türlere de yöneltmektedir. Örneğin, zebra ispinozları, türlerine özel şarkıları başka kuşlardan, genellikle babalarından öğrenmek zorundadır. Eğer genç bir erkek, türüne özgü şarkıları öğrenebileceği bir yetişkin bulamazsa, yetişkinlik döneminde kendisine eş bulma da işine hiç de yaramayan, tuhaf sesli şarkılar söyler hale gelir. Tıpkı bebekler gibi genç ötücü kuşlar da öğrenebilecekleri şeyler konusunda sonsuz bir esnekliğe sahip değildir. Yakın akrabaları olan Bengal ispinozları tarafından büyütülen Zebra ispinozları, Bengal ispinozuna özgü şarkıları doğru biçimde öğrenemez. Bazı durumlarda, yavru zebra ispinozu üvey babasının söylediği şarkıdan birkaç sesi doğru kopyalamayı başarsa da, bu sesleri zebra ispinozuna özgü şekilde sıralar; bu özel sıralama eğiliminin doğuştan gelen bir eğilim olduğu düşünülmektedir

Günlük hayatımızda bir bilgi bombardımanına maruz kaldığımızı düşünüyor olabilirsiniz ama bir de dünyaya yeni gelen bir bebek olmanın nasıl bir şey olacağını tahmin etmeye çalışın. Hangi uyaranların gerekli hangilerinin gereksiz olduğunu bir şekilde ayıramıyor olsalardı; bebekler ,bütün enerjilerini kuşların ya da çamaşır makinelerinin seslerini taklit etmeyi öğrenmeye harcayabilirlerdi. Bu da büyüdükleri zaman epey tuhaf bir sosyal hayata yol açardı. Neyse ki beyin dünyaya boş bir sayfa olarak gelmiyor ve ne öğrenmesi gerektiği konusunda kendi değişmez fikirlerine sahip.
Kaynak: Beyninize Hoşgeldiniz / Sandra Aamodt , Sam Wang
Çocuğunuzun Beynine Hoşgeldiniz / Sandra Aamodt , Sam Wang





Yorumlar