top of page
  • Instagram Sosyal Simge
  • Facebook Sosyal Simge
Ara

Okumayı Öğrenmenin Farklı Yolları


İngilizce gibi alfabe temelli dilleri öğrenen çocuklarda beyin aktivasyon desenleri, gelişimin belirli aşamalarını yansıtacak şekilde değişir. Bu aşamalar disleksik veya Çince okuma öğrenen çocuklarda farklı yollar izler. Belli ki okuma yazmaya giden birden fazla yol bulunuyor.


Okuma sırasında beynin birden fazla bölgesi harekete geçer. Bunlardan sol inferior temporal korteks de bulunan bir bölge yazılı dili tanımada özellikle önemlidir. Birine bir kelime(kedi) ve kelimeye benzer bir harf dizgesi (zedi) gösterildiğinde bu bölge aktifleşir. İkisi arasındaki fark okunuşları arasındaki farktan daha fazlasıdır. Çince karakterler düz çizgilerden oluşur ve belirli okunuşları yoktur. – Çince bir kelimenin okunuşunu yazılışından çıkaramazsınız.; önceden bilmeniz gerekir. Ama yine de gerçek kelimelere benzeyen anlamsız karakterler Çince okuma yazma bilenlerde aynı beyin bölgesini harekete geçirir.


Kelimelerin biçimlerini tanıma deneyimle öğrenilir. Ve bu kapasite temporal korteksimizin nesneleri görsel olarak tanıma genel becerisinin bir parçasıdır. Beynimizde sadece yüzlere tepki veren, yüz tanıma üzerine uzmanlaşmış “yüz nöronları ” vardır. Bu bölge örneğin bakan kişi araba uzmanıysa belirli araba modellerine de tepki verir. Doğal nesnelerin çoğu soldan veya sağdan bakıldığında aynı görünür. Belki de bu yüzden, bir görüntüyü ayna simetrisiyle karıştırmak insanlarda ve hayvanlarda yaygındır. Çocuğunuzun ve sizin beyniniz sık karşılaşılan görsel sorunları çözmek üzere optimize olmuştur. Okurken ayna simetriyi ayırt etmek, örneğin b ve d ‘ yi veya ah ve ha ‘yı karıştırmamak çok önemlidir. Beynin sol ve sağ görüntüleri aynıymış gibi algılama eğilimini ketlemesi gerekir. Ayna simetri karışıklığı, harflerin ve kelimelerin algılanmasını zorlaştırabilir. Ve bazı durumlarda okumayı güçleştiren faktörler arasında yer alabilir. Yüz gibi doğal nesneler her iki taraftan da aynı gibi göründüğünden beynimiz ikisine de aynıymış gibi davranır. Okumayı yeni öğrenenler için bu doğal eğilimi bastırarak harflerin soldan ve sağdan görüntülerine farklı davranmak en zor aşamalardan biridir. Anaokulunda sağ-sol ayrımını yapabilmek, okumaya hazır olmakla korelasyon gösterir. Bu yaştaki çocuklar harfleri sık sık tersten yaparlar. Sol-sağ ayrımını yapma kapasitesiyle erken okuma arasındaki ilişki birinci sınıfta kaybolur. Bu da çoğu çocuğun bu karışıklığı altı yaşına gelene kadar çözdüğü anlamına gelir. Bundan sonra okurken sol frontal ve temporal lobları gittikçe daha fazla kullanır hale geliriz. Disleksiler ise sol ve sağı sık sık karıştırır, ayna simetrisini algılamakta zorlanırlar. Bazı disleksik çocukların tersten yazma becerisi buradan gelebilir.


Sağ inferior temporal korteks erken okuma zorluklarında baş suçlu olabilir. Bir grup araştırmacı İngilizce okuyup yazabilen altı ve daha büyük yaştaki okurlara çeşitli kelimeler gösterdi. Okumayı yeni öğrenenler kelimeleri okudukları sırada hem sol hem de sağ inferior temporal korteksleri aktifti. Bu denge 16 yaşına kadar gittikçe ortadan kalkıyor, inferior temporal korteksin aktivasyonu büyük oranda sola kayıyordu. 6 ile 10 yaş arasındakilerde sağ taraftaki aktivasyon miktarı kişiden kişiye büyük değişiklik gösteriyordu. Sağ bölgenin aktivasyonu ve okuma test sonuçları arasında ters orantı vardı. Yani sağ inferior temporal korteksinde daha az hareketlilik görülen çocuklar daha iyi okuyorlardı.


Başarılı şekilde okumayı öğrenmede bir başka olası adım, söylenen sesleri fark etme ve değiştirebilme, örneğin kap ve yap sözcükleri aynı iki sesle bittiğini anlayabilme becerisidir. Bu beceriye fonolojik farkındalık adı verilir. Harflerin seslerini fonolojik olarak ayırt edebilme becerisi okuma becerisiyle yakından ilişkilidir. Bu becerideki sorunlar disleksinin temel nedenleri arasında yer alır. Hem yeni hem de yetişkin okurlarda temporal ve paryetal kortekslerde hareketlilik görülür. Beynin bu bölgeleri hem işitsel hem de görsel bilgileri almak için iyi konuşlanmıştır; dolayısıyla bu iki farklı biçimsel bilgiyi bütünleştirerek kelimelerin tanınmasını sağlayabilirler. Beynin sesleri işleyen bölgelerinin sesleri harflerle eşleştiren İngilizce, Türkçe gibi alfabetik dilleri okumada rol alması gayet mantıklı görünüyor. Fakat her dil böyle değildir. Son dönemde dil araştırmacıları ve nörobilimcilerin ilgisini çeken örneklerden biri Çince ‘ dir.


Çince ‘ de yazılı dil binlerce farklı karmaşık karakterden oluşur. Her karakter, kök adı verilen bileşenlerin oluşturduğu yoğun karemsi bir şekildir ve bir kelimenin tamamını veya bir bölümünü temsil eder. Çocukların her biri bir ile birkaç düzine çizgi içeren 620 kök öğrenmesi gerekir. Bir karakterin görüntüsüne bakıp nasıl okunduğunu tahmin etmek genelde mümkün değildir.

Peki çocuk böyle bir karmaşanın içinden nasıl çıkabilir? Eskiden beri işe yarayan yöntem yazarak öğrenmektir ( Sümerli öğretmenlerin kullandığı yöntem gibi). Çince okuma yazma öğrenmenin temel yöntemi pinyin adı verilen fonetik bir alfabetik şemayla birlikte her karakteri çizgi çizgi yazmaktır. Bu yöntem harflere ve karşılık geldiği seslere odaklanan alfabetik dillerde okuma yazma öğreniminden çok farklıdır ve bu nöral yollarda da farklılıklar yaratır.

Fonksiyonel beyin görüntüleme sayesinde Çince öğrenen çocukların, İngilizce (Türkçe de benzer yapıda bir dil ) öğrenen çocuklardan farklı olarak, okurken paryetal kortekslerindeki hareketlilikte sadece küçük değişiklikler meydana geldiği görülmüştür. Onun yerine sol orta frontal kortekste bulunan bir bölgede geniş çaplı hareketlilik olur. Aktive olan bölgeler, işler bellekte görev alan dorsal ve lateral prefrontal korteksle büyük oranda örtüşür. Okuyanların ayrıca ince hareketlerin düzenlenmesinde görev alan premotor kortekslerinde hareketlilik görülür. Bu ince hareketlere Çince karakterleri yazarken de ihtiyaç duyulur. Bu bulgular Çince okumayı öğrenmek için karakterlerin yazılışını hatırlama ve tekrar etmenin gerektiğine işaret eder. Böylece sözel dille okuma arasındaki uçurum, yalnızca fonolojik olarak değil, aynı zamanda hareket etmekte kullanılan sinirsel devrelerin de yardımıyla aşılmış olur.


Fonolojik mekanizmalar ve hareket mekanizmaları, kısmen de olsa birbirinden bağımsızdır. Fonolojik farkındalık Çince ‘ de İngilizce’ de olduğu kadar belirleyici rol oynamaz. Disleksi Çin ‘ de Batı’ ya oranla daha seyrek görülür. Bu oran Çin’ de % 2 civarındayken İngilizce konuşan ülkelerde %5 ile %15 arasında değişir. Bununla birlikte pinyinde okuma zorlukları daha yaygındır.

Buradan bir başka sonuca varıyoruz: Eğer çocuğunuz disleksikse, kelimeleri sanki tek tek simgelermişçesine el yazısıyla sistematik, tekrarlı bir şekilde kopyalayarak okumayı öğrenebilir. Kopyalama işlemi motor devrelerini harekete geçirerek dil ve kelimelerin görsel simgeleri arasında eşleşme yapılmasına yardımcı olabilir. (Kendi gözlemim de işitme engelli çocukların bu yöntemden yararlanmasının faydalı olacağı yönünde ki cihaz kullanmayan işitme engelli yetişkinlerle yaptığım okuma yazma çalışmalarında işaret dili desteğiyle birlikte yazarak okuma yazmayı öğrenebildiklerini deneyimledim. İşitmeye, ses farkındalığına dayalı olan okuma yazma yöntemimizin onlar için ne denli zorlu olduğu da aşikâr. Sadece dil edinimi açısından kritik dönem içinde erken cihazlandırılıp rehabilite edilen çocuklar başarı gösterebiliyor yöntemimizde. )


Bu yöntem alışıldık fonetik temelli yaklaşımdan çok farklıdır. Çinli çocuklara uygulanan zahmetli, frontal korteks tabanlı yaklaşım, okuma zorluklarının üstesinden gelebilmek için farklı bir yöntem daha olduğunu gösterir: Okumayı yazarak öğrenmek.




Kaynak: Çocuğunuzun Beynine Hoşgeldiniz - Sandra Aamodt ve Sam Wang / NTV Yayınları

 
 
 

Yorumlar


© 2019 by CİHAN TEKCİ

bottom of page